KONAHDER

AİLE HEKİMLERİNİN BULUŞMA NOKTASI

Sağlık Bakanımızın son açıklamaları

e-Posta Yazdır PDF

akdag3Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep AKDAĞ Fatih altaylının sorularını cevapladı. Aile Hekimliği ile ilgili olan bölümleri sizler için bir araya getirdik!

 

FATİH ALTAYLI- Şu açıdan soracağım şimdi: Siz diyorsunuz ki doktor sayısı az, şimdi bir şeyin sayısı az olduğu zaman ekonomi kuralı gereği değerlenir eğer ihtiyaç da varsa.

SAYIN BAKANIMIZ- Doğru.

FATİH ALTAYLI- Ama hekimlerimiz çok para kazanmıyor. Şimdi ben bakıyorum mesela benim arkadaşlarım var, yaşıtlarım işte artık hepsi profesör oldular, üniversitede öğretim üyesi ve pek çoğunun da idealist oldukları için pek çoğu muayenehane de açmıyorlar, üniversitedeler.Aylık kazançları 5 bin lirayı geçmiyor.

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi bu para işine aslında çok girmek istemiyorum biliyor musun, çok sevimli değil.

FATİH ALTAYLI- Değil tabi. Ama doktorlar az para kazanıyor Türkiye’de.

SAYIN BAKANIMIZ- Para işine her girdiğimizde doktorları sanki rencide ediyormuşuz gibi bir şey çıkıyor benim konuşmalarımdan. Onun için mümkün olduğu kadar dikkatli konuşmaya çalışıyorum. Şu anda yeni mezun bir pratisyen hekim, bir aile hekimi bu söylediğiniz rakamı kazanıyor Türkiye’de. Net 4 bin 500 lira ortalamada para kazanıyor.Eğer Erzurum’un Tekman ilçesinde çalışıyorsa 6 bin liranın üstünde kazanıyor. Peki, üniversite hocaları zaman zaman niye az kazanıyorlar? Çünkü üniversitelerde çok sakat bir sistem kuruldu Fatih Bey. Şimdi bunu değiştirmenin arifesindeyiz, bunu üniversitelerimize de çok iyi anlatmamız lazım, değerli hocalarımıza. Özellikle 5 bin lira kazanan hocaya çok iyi anlatmamız lazım. Bir tarafta 5 bin lira kazanan hoca, öbür tarafta 50 bin lira kazanan hoca olursa aynı sistemin içinde bu olmaz canım, bu sakat bir şey demektir. Yani siz idealist bir hoca olarak sabahtan akşama kadar hastanızla, servisinizle, asistanınızla, öğrencinizle ilgilenin, ben gideyim dışarıda muayenehane çalıştırayım ya da bir özel hastanede çalışayım, hastalarımı da orada daha çok yöneteyim, ben de ayda neyse 20, 30, 40 Allah ne verdiyse bir şey kazanayım. Böyle bir sistem olur mu, kabul edilebilir mi bu? İkimiz de aynı yerde çalışıyoruz. Onun için biz sistemde bu Tam Gün dediğimiz şeyi getirdik. Diyoruz ki bir defa kamuda çalışan insanın artık dışarıda gözü olmasın. Peki nasıl kazanacak bu insanlar? Üniversitelerde özel muayene, özel ameliyat var onu da kaldırdık kanunla. Buna Cumhuriyet Halk Partisi karşı çıktı biliyorsunuz bir mahkemeleşme süreçleri falan oldu. Biz şimdi Hükümet olarak, bu vatandaştan üniversitelerin aldığı, sistem gereği aldığı özel muayene paralarını falan da kanunla kaldırdık ve üniversiteye dedik ki 2010’da ne kadar para almışsan bu şekilde, Hükümet olarak biz bu parayı sana veriyoruz her ay. Bir defa vatandaştan almayalım arkadaş, vatandaşın verebileni var, veremeyeni var. Üstelik veremeyeni daha fazla. Burada sosyal adaletçi olmak zorundayız, sağlık başka konuya benzemiyor ki. Yani biz herkes için sağlık diye Dünya Sağlık Örgütü’nün bir prensibi var. Gerçekten bir ülkede onurlu bir biçimde vatandaşların sağlık hizmetini fakir olsun, orta halli olsun alabilmesini sağlamalıyız. O zaman sistem böyle olacak. Peki, bu 5 bin lira hocaya olur mu? Olmaz tabi ki. Bu yeni getirdiğimiz sistemle ben size örnek üniversiteler söyleyeyim: Kayseri, Gaziantep, Sakarya, Rize, şimdi Marmara, Şimdi Sağlık Bakanlığıyla Marmara çalışıyor, öbürleri kendileri, yani mesela Gaziantep, Kayseri kendi hastanelerini işletiyorlar. Bir profesör arkadaşımıza ortalamada 10 bin liranın üzerinde, 12 bin lira para ödeyebildiler bu yeni sistemle. Bu daha fazla da olabilir, yeter ki iyi yönetelim, iyi bir ekonomik yönetim modeli oluşturalım hastanemizde. İsraf etmeyelim, ucuza alalım, verimli hale getirelim. Şimdi buna karşı böyle bir direnme refleksiyle hareket eden bazı fakülteler var, bazı öğretim üyesi meslektaşlar var. Böyle oldu mu sıkıntı oluyor. Yani biz şunu istiyoruz: Bir hekim iyi kazansın, çünkü hem hakkıdır, çok fedakârlık isteyen bir meslek, zor bir meslek.

FATİH ALTAYLI- Çok zor meslek.

SAYIN BAKANIMIZ- Hem de hekim ne kadar iyi kazanırsa, hastası o kadar rahat eder. Yani hekimin başka bir yerde bir sıkıntısı olmasın, gözü başka bir yerde olmasın. Ama şuna da karşıyız: Hekim bir taraftan da hastasının muayenehaneye gelmesini beklesin ya da özel hastaneye götürerek orada ondan para alarak bir kazanç kapısı arasın, olmaz. Bir ortaya oturtturmuş durumdayız. Tekrar söylüyorum, yani hekimlikten böyle zengin olmayı, çok fazla para kazanmayı bekleyen meslektaşlar açısından bizim ortaya koyduğumuz sistem pek iyi bir sistem değil. Ama ortalamanın üstünde bir kazanç hakkı olan, toplumda kendi yerine layık bir kazanç elde etsin mi hekimler? Elbette bunun için de gayret ediyoruz.

FATİH ALTAYLI- Çok zor meslek.

SAYIN BAKANIMIZ- Hem de hekim ne kadar iyi kazanırsa, hastası o kadar rahat eder. Yani hekimin başka bir yerde bir sıkıntısı olmasın, gözü başka bir yerde olmasın. Ama şuna da karşıyız: Hekim bir taraftan da hastasının muayenehaneye gelmesini beklesin ya da özel hastaneye götürerek orada ondan para alarak bir kazanç kapısı arasın, olmaz. Bir ortaya oturtturmuş durumdayız. Tekrar söylüyorum, yani hekimlikten böyle zengin olmayı, çok fazla para kazanmayı bekleyen meslektaşlar açısından bizim ortaya koyduğumuz sistem pek iyi bir sistem değil. Ama ortalamanın üstünde bir kazanç hakkı olan, toplumda kendi yerine layık bir kazanç elde etsin mi hekimler? Elbette bunun için de gayret ediyoruz.

FATİH ALTAYLI- Peki bunun şöyle bir riski yok mu?

SAYIN BAKANIMIZ- Yani getirdiğimiz sistem böyle bir sistem.

FATİH ALTAYLI- Bunun şöyle bir riski yok mu: Yani iyi hekimlerin daha fazla kazanç sağlayabilme imkânları özel sektöre giderse, bu hekimlerin yarın öbür gün devlet hastanelerinden ya da üniversite hastanelerinden kalkıp da özel hastanelerde daha bir yoğunlaşması mümkün değil mi, iyi hekimleri kaybetme riski yok mu burada?

SAYIN BAKANIMIZ- Tabi öyle bir sistem kurduk ki biz, hani işte iyi hekimleri kaybetmeyelim diyerek de bu sefer devletin hastanesinde her gelen hastayı para ödemeye mecbur bırakırsanız ne olacak yani bu, doğru bir sistem olmaz ki. Biz şöyle bir sistem kurduk: Türkiye’de özel hastanelerin de hekim istihdamı belli bir planlamaya bağlı. Yani özel hastanelerin büyümesi, bu çok sosyal adaletçi bir sistem. İstihdamı belli bir planlamaya bağlı. Dolayısıyla mümkün olduğu kadar bir denge oluşturmaya çalışıyoruz. Hem hekimler kendilerini tatmin edecek onurlu bir kazanca sahip olsunlar, hem vatandaş ezilmesin. Bu ikisinin dengesini bir arada tutturmanın her zaman kolay olmadığı açık Fatih Bey.

FATİH ALTAYLI- Ve yine üniversiteden de çok gelen bir mail hocalardan özellikle zannediyorum. Üniversiteler sadece para kazanma ve tedavi yeri değil araştırma yeridir. Araştırma yapanlar ne olacak onlar para kazanamayacak mı diye soruyorlar?

SAYIN BAKANIMIZ- Evet. Şimdi bu şeker çubuğu ve ilaç konusu aslında Sosyal Güvenliğin uygulamaları ama sonuçta bir sağlığı ilgilendiriyor. Şeker çubuğu konusu büyük ölçüde çözüldü. Şimdi bu işler biraz da Fatih Bey biraz önce konuştuğumuz şekilde sektörle kurumların çatışmalarından da oluşuyor. 55 kuruş ödüyordu bir çubuğa Sosyal Güvenlik Kurumu bir dava alanı oldu. Danıştay iptal etti bunu. Daha fazla da istense ödeyeceksiniz diye. Böyle mantıksız bir karardı ki bu yani ne kadar daha fazla istenirse ödenecek. O zaman firmaların tamamen lehine bir şey sonuçta bu vatandaşın parası. Bunun için bir düzenleme yapıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu bunu büyük ölçüde şu anda çözmüş durumda. Bizde onlarla beraber izliyoruz. Süreç içinde zaman zaman böyle hani bir ne söyleyelim ara vermeler falan oluyor ama sonuçta bir vatandaşın bu şeker çubuklarına rahatça alabileceği bir düzenlemeyi mutlaka devam ettireceğiz bundan vatandaşımızın bir endişesi olmasın. Bu düzenli ilaçların düzenli alınan ilaçların, raporlu ilaçların daha uzun sürelerle doktora gitmeden doğrudan eczanelerden belli aralıklarla alınması imkanını getirebilir miyiz? Sosyal Güvenlikte bunu çalıştık. Bu aralığın yine bir muhtemelen 3 ay 6 ayı geçmemesi lazım neden? Belki biz şöyle düşünüyoruz. Madem ilacımı alıyorum niye doktora gideyim bunu 1 sene boyunca alırım. Ama öylesine sürekli ilaç kullanan kişilerde genellikle kronik hastalıklar var sürekli hastalıklar var. Belli aralıklarla doktoruna gitmesi zaten gerekiyor. Sadece ilaç yazdırmak için değil de onun için bu aralığı çok uzun tutmak doğru değil. Hani 2 seni bir ilacı kullanacaksınız neyi tansiyon ilacını ya da şeker ilacını iyi o zaman Fatih Bey 2 sene siz hiç doktora uğramayın bu doğru bir yaklaşım değil ki. Ama aralıkları biraz uzatabiliriz. Bunu Sosyal Güvenlikle konuşuyoruz. Şimdi maaşlar arasında dengesizlik pratisyen maaşı, uzman maaşı. Ben Sağlık Bakanlığını size örnek vereyim. Bir aile hekiminin ortalama geliri net olarak 4500 civarında bir uzmanın ortalama geliri de ortalamadan bahsediyorum dikkat edin net olarak şu anda maaş artı ek ödemeyle 6500 civarında. Uzman hekimlerimiz daha fazla kazansınlar istemiyor muyuz? Tabi ki istiyoruz. Ve bunun yolu aslında sabit ve yüksek maaş vermekten geçmiyor. Bunun işte sürdürülebilir olmayan bu. Yani siz bana sabit biraz yüksek bir maaş verin çalışsam da, çalışmasam da, verimli olsam da, olmasam da bu sistem yürür mü yürümeyecektir. Dolayısıyla Türkiye şartlarında bir şimdi kamu olarak bunu verebiliyoruz. Peki, bunun alternatifi bizden önce neydi? Size pratisyen hekimken bugünün alım gücüyle söylüyorum 1500 lira maaş uzmana 1800 lira maaş git muayenehane de kazan bu olacak iş değil. Bugünkü rakamları daha artırmalı mıyız? Artırmalıyız, artırabileceğimize de inanıyorum. Çünkü verimli bir sistem kurduk. Parayı biz MR’a ya da işte yüksek fiyatlı ilaca ya da tıbbi malzemeye vermek yerine tabi ki çalışanlarımıza daha çok aktarmalıyız. Akılıca alımlar yapıp iyi yönettikçe de bunu önümüzdeki yıllarda daha da başaracağız. Üniversite hocalarımız değerli bilim adamları çok haklılar. Üniversiteler sadece para kazanma yani hastadan para kazanma yeri değil. Bilim yapma yeri, eğitim yapma yeri. Ama Fatih Bey gerçekçi olmak lazım. Dünyanın her yerinde bilimde, eğitimde karşılığı ödenen bir şeydir. Karşılığı ödenmeden kim ne yaparmış ya. Çok az insan bunu yapar. Karşılığını ödememiz gerekir. Bu yeni sistem şunu yapıyor. Üniversite hocalarımız için. Sizin bir sabit geliriniz var her ay. Rakamları isterseniz konuşmayalım artık çok. Sabit bir geliriniz var tıp fakültesindeki hoca olarak yeni sistemden bahsediyorum. Bunun üzerine sizin kazancınızı artırabilecek performansınıza göre artırabilecek 4 unsur tanımlanmış durumda. Bunu nasıl yaptık bir kanun yaptık YÖK’te buna uygun bir yönetmelik yaptı Maliye’yle birlikte bizde destek verdik. Bu 4 unsurdan biri, sizin öğrencinize ve asistanınıza yaptırdığınız eğitim. Bakın tam söylenen var içinde yani kazancınıza etki edecek o eğitim size bir puan olarak yazılıyor. Eğitim verdiniz tamam puanınız şey oldu. İkincisi araştırma. Yaptığınız araştırmalar ve yaptırdığınız araştırmalar son bir yıl içinde size puan olarak yazılıyor. Üçüncüsü, kliniğinizin ürettiği toplam iş. Siz hocasınız bütün işleri bizzat kendi elinizle yapmanız gerekmez. O klinikte ne üretilmişse orayı yöneten oradaki öğrencilere asistanlara katkı veren hoca olarak oradan da bir puan alıyorsunuz. Dördüncüsü de, bizzat el emeğinizle girip yaptığınız ameliyat ya da muayene ettiğiniz hasta vesaire. Bu dördünün toplamı bir puan haline geliyor ve size ödeme olarak dönüyor. Dikkat ederseniz burada eğitim de var araştırmada var hizmette var verimli bir çalışma var. Eski sistem nasıldı, değerli hocalarımıza bunu sormalıyız. Eski sistem şuydu: Ben üniversite de hocayım part time çalışırsam öğlen üzeri muayenehaneme giderim hani nerede kaldı eğitim? Araştırma nerede kaldı? Muayenehanende mi yapıyoruz? Hayır. Peki, üniversitede çalışıyorsam üniversite hastanesinde öğlenden sonra özel muayene başlar özel işlem özel ameliyat saati başlar. Para veren hastalar gelir ben muayene ederim onları iş böyle devam eder. Hani eğitim, hani araştırma? Onun için aslında biz yanlış bir sistemi normalleştiriyoruz. Şimdi hani bir şeye 40 defa eğri dersen herkes onu eğri zanneder. O kadar propaganda yapıldı ki biz bu işleri değiştirirken son zamanlarda piyasada sanki biz eğitimi bir tarafa atıyormuşuz, araştırmayı bir tarafa atıyormuşuz gibi tam tersine eğitim ve araştırma olması gereken noktaya geliyor şimdi yeni sistem onu getiriyor.

FATİH ALTAYLI- Bu karekod denen şey.

SAYIN BAKANIMIZ- Karekod. Bir parmak izi koyduk. Türkiye’de satılan 1,5 milyardan daha fazla ilacın her birinin üstüne her bir kutunu üstünde ister ithal edilsin ister Türkiye’de üretilsin bir karekod var. Ve artık sahte ilaç yolsuzluk, iki defa sattım, üç defa sattım işleri neredeyse sıfıra indi Türkiye’de. Bu çok önemli bir şey. Ayrıca bir ilaç piyasadan çekilecek mesela biz ilacın nerede olduğunu biliyoruz hangi eczanelerde anında geri çekme imkânımız var. Şimdi Fransızlar ve Amerikalılar Amerika’nın meşhur FDA ilaç ve gıdayla ilgili bir dairesi var. Türkiye’ye geldiler ve bizim sistemimiz incelediler örnek bir sistem olarak. Şimdi tane olarak vermeye gerek yok neden çünkü teknoloji çeşitli hastalık durumları için ya da çeşitli endikasyonlar için farklı miktarlarda ilaç drajeyi ya da tableti her neyse bir kutunun içine koymaya müsaade ediyor. 5 drajelik kutu da yaparsınız 10 da yaparsınız 20 de yaparsınız zaten piyasa şimdi böyle çeşitlenmiş durumda. Peki, neden bizim hala dolaplarımızda ilaç duruyor? O şundan. Ben size hekim olarak bir antibiyotik veriyorum.

FATİH ALTAYLI- Tamamını bitirmem lazım bitirmiyorum.

SAYIN BAKANIMIZ- Bitirmiyorsunuz. Onu bir poşetin içine de koyup verseydim yine bitirmeyecekti. Hiç burada bir farklılık yok. Bu seferde kutuyla dolmayacakta dolabınız poşetle dolacak. Bizim akılcı ilaç kullanımını vatandaşımıza ve hekimlerimize anlatmamız lazım.

FATİH ALTAYLI- Salaklık bizde yani.

SAYIN BAKANIMIZ- Estağfurullah. Şimdi salaklık demeyelim de ihmallik. Şöyle söyleyeyim, çok iş başardık ama bu hususta çok ilerleyebildiğimizi söyleyemem. Şimdi önümüzde böyle bir program var. Bu iki taraflı bir iş biliyor musunuz? Siz bana geliyorsunuz hekim olarak ben size fazla ilaç yazmıyorum. Nezlesiniz mesela hiç ilaç yazmam gerekmiyor beni zorluyorsunuz siz. Ya hocam olur mu yani geldik bir ilaç mı yazmayacaksın falan diye. Ya da ben kötü hekim oluyorum belki de sizin gözünüzde ilaç yazmadığım için. Biliyorsunuz Anadolu’da eskiden bir enjeksiyon iğne merakı vardı. İğne yazmazsan iyi doktor değilsin. Bu bayağı kaybedildi. Hala bizim şimdi Anadolu’da şöyle bir sıkıntımız var. Biliyorsunuz köylerin nüfusları azaldı son yıllarda ve köylerde birçok yerde yaşlılar var. Özellikle üretimin çok fazla olamadığı köylerde. Buradan bizden sürekli ebe istiyorlar ya ne yapacaksınız burada ebe burada hamile falan bir iğne yaptıracağız diyorlar. Biz şimdi aile hekimlerine bir yükümlülük getirdik. Dedik ki arkadaş, enjeksiyonu sen kendin yapacaksın. Köye mi gidiyorsun, yanındaki personeli mi gönderiyorsun? Ya da sana verdiğimiz cari harcamalar içinden böyle bir personel mi istihdam ediyorsun çünkü bunun önü alınmaz ki. Gereksiz yere enjeksiyon yazarsanız. Ama bu akılcı ilaç kullanımı hususunda hem hekim tarafında hem vatandaş tarafında henüz çok ilerleyemedik. Bu dünyanın problemi ama Türkiye’nin de özellikle problemi çalışacağız üstünde.

 

FATİH ALTAYLI- Sayın Bakanım, bu aile hekimliği meselesi. Geçen gün bir arkadaşın evinde oturuyoruz. Bir süre önce bebekleri olmuştu. Telefon çaldı, açtı. Onların aile hekimiymiş, ilk defa karşılaşıyor böyle bir şeyle. Dedi ki, işte şu kadar ay önce bebeğiniz olmuş, sağlık durumu nasıl falan filan sorduktan sonra dedi ki şu bilmem ne aşısı var, getirip aşılatmanız gerekiyor dedi. Bizimkiler de şaşırdılar, dediler ki biz böyle bir şeyi hayatımızda görmedik. Sonra dedi ki, ben doktoruna yaptırdım aşıyı. Olsun bize getirin, biz bedava yapıyoruz, doktora para vermeyin falan filan gibi şey oldu. Hakikaten şaşırdık, Türkiye’de görmediğimiz bir şeydi. Bu aile hekimliği meselesi nasıl işliyor, ne durumda?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi bir defa İstanbul, İstanbul’daydınız…

FATİH ALTAYLI- İstanbul’da evet.

SAYIN BAKANIMIZ- Tabii İstanbul’da çok ciddi bir değişiklik oluşturdu bu. İstanbul’da aşağı yukarı 700 noktada biz hasta muayene edebiliyorduk sağlık ocakları seviyesinde.Şimdi aile hekimliğinde 3500 noktada hasta muayene ediyoruz. Hastayla hekim veya vatandaşla hekim karşılaşabiliyor ve sizin bu yaşadığınız yaşanıyor artık. Hekimin belli sorumlulukları var. Ona kayıtlı olan her bebeğin aşısını yapmakla sorumlu. Biraz önce söyledik, aile hekimlerine çok para veriliyor şey ediliyor falan diye…

FATİH ALTAYLI- Evet, 10 bin lira veriliyor aile hekimlerine, 10 bin alıyor diyor.

SAYIN BAKANIMIZ- Tabii o 10 bin liranın hepsi aile hekiminin cebine girmiyor, cari harcamaları var. Aşağı yukarı İstanbul için söyleyeyim, bu 4500 lira civarında bir aile hekimi kazanır. Kazansın, helal olsun. Ama böyle hizmet edecek, kurallar getirdik, sağlığın dünyası değişiyor yani.

FATİH ALTAYLI- Şimdi ne yapacağım mesela ben, boğazım ağrıyor, öksürüyorum, ne yapacağım, aile hekimini mi arayacağım?

SAYIN BAKANIMIZ- Siz vatandaş olarak boğazınız ağrıyorsa aile hekimine gideceksiniz, çocuğunuz aşı olacaksa aile hekimine gideceksiniz, reçete yazdırıyorsanız aile hekimine gideceksiniz.

FATİH ALTAYLI- Nasıl bulacağım aile hekimimi?

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi birincisi, 184 numaralı telefondan öğrenebilirsiniz. İki; ailehekimliği.gov.tr’den öğrenebilirsiniz, ikincisi bu. Üçüncüsü; herhangi bir aile hekimine uğradığınızda ki bunların sayısı çok fazla, İstanbul’da 3500 aile hekimi var.

FATİH ALTAYLI- Sadece İstanbul’da?

SAYIN BAKANIMIZ- Tabii. Semtinizde herhangi bir aile hekimine gitseniz, ya benim aile hekimim kim deseniz, o size aile hekiminizi söyler, çünkü bilgisayardan çıkartır size söyler.

FATİH ALTAYLI- Bu yabancı doktorlarla ilgili bir şikâyet var, diyorlar ki; biz mecburi hizmet yapıyoruz, anamız ağlıyor, yabancı doktorlar böyle bir şey yapmadan gelip çalışacaklar, haksızlık değil mi?

SAYIN BAKANIMIZ- Aslında orada şöyle bir şey var: Biz yurt dışında çalışan, yurt dışında eğitim gören doktorlar için bile mecburi hizmet koymamıştık Türk bile olsa. Çünkü, bu Türkiye’de eğitim almanın bedelidir. Onları da Türkiye’ye celp etmek için yaptık. Bu düşünceyle Anayasa Mahkemesi bunu bozdu. Ama bugün bu yüzden Amerika’da eğitim görmüş, ne bileyim Avrupa’da eğitim görmüş birçok Türk hekim, hem de Türk vatandaşı olduğu halde gelmiyor ülkeye, çünkü mecburi hizmet yaptıracaksınız diye.

Kaynak : Sağlık Bkanlığı

 

Son Güncelleme ( Cuma, 08 Nisan 2011 08:59 )  

  

Anketler

Aile Hekimi iken SGK ca kaç defa çağrıldınız ?
 

AİLE HEKİMLERİ FORUM

You are here: Anasayfa